Durum DeğerlendirmesiSiyasi ve Bölgesel Entegrasyon

Hürmüz Boğazı’ndan Babülmendep’e: İran Savaşı’nın Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu Güvenliğine Yansımaları

Hürmüz Boğazı'ndan Babülmendep'e: İran Savaşı'nın Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu Güvenliğine Yansımaları

Hürmüz Boğazı’ndan Babülmendep’e: İran Savaşı’nın Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu Güvenliğine Yansımaları

İran’la bağlantılı askeri tırmanış, yalnızca Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nın güvenliği üzerindeki doğrudan etkisi nedeniyle değil; aynı zamanda Kızıldeniz, Babülmendep ve Afrika Boynuzu’na doğru uzanan etki dalgaları üretebilme kapasitesi nedeniyle bölgesel ve uluslararası ortamdaki en önemli stratejik değişkenlerden birini temsil etmektedir. Zira bu bölge artık birbirinden kopuk coğrafi alanlar olarak değil; deniz koridorlarının, enerji piyasalarının, tedarik zincirlerinin, silahlı grupların, yabancı askeri üslerin ve bölgesel/uluslararası güçler arasındaki rekabetin iç içe geçtiği tek bir güvenlik sisteminin parçası olarak okunmaktadır. Bu durum değerlendirmesi, ister ABD veya İsrail ile doğrudan bir çatışma olsun, isterse müttefikler üzerinden dolaylı bir tırmanış olsun, olası bir İran savaşının Hürmüz Boğazı ile sınırlı kalmayacağı temel varsayımından yola çıkmaktadır. İran, stratejik baskının kapsamını genişletebilecek bölgesel bir nüfuz ağına sahiptir ve Yemen’deki Husiler, tırmanışın etkisini Kızıldeniz ve Babülmendep’e taşıyabilecek en önemli aktör olarak öne çıkmaktadır. Kızıldeniz’in önemi giderek artmaktadır; zira burası artık Asya ile Avrupa arasında sadece bir deniz yolu değil, birden fazla gücün doğrudan çatışma alanına dönüşmüştür. Bir yanda ticareti ve enerjiyi korumaya çalışan uluslararası güçler varken, diğer yanda bunu siyasi ve güvenlik açısından bir baskı kartı olarak kullanan bazı silahlı aktörler bulunmaktadır. Bu bağlamda Afrika Boynuzu hassas bir konumda görünmektedir; zorunlu olarak savaşın doğrudan bir tarafı olmasa da, coğrafi konumu ve bölgedeki bazı devletlerin kırılganlığı nedeniyle yansımalarına en açık bölgelerden biridir.

Stratejik Bağlam: Enerji Güvenliğinden Deniz Koridorlarının Güvenliğine

İran’la bağlantılı tırmanışın tehlikesi, dünyanın en önemli deniz darboğazlarını (chokepoint) barındıran bir bölgede gerçekleşmesinden kaynaklanmaktadır. Hürmüz Boğazı, Körfez’den gelen petrol ve gazın geçişi için merkezi bir noktayı temsil ederken; Babülmendep, Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Umman Denizi arasındaki bağlantı noktasını oluşturmaktadır. Bu nedenle Hürmüz Boğazı’na yönelik herhangi bir tehdit sadece enerji piyasalarını etkilemekle kalmaz; bölgesel ve uluslararası güçleri, başta Babülmendep olmak üzere ona bağlı olan ve alternatif koridorların güvenliğini yeniden değerlendirmeye iter. (1)

ABD Enerji Enformasyon İdaresi, Babülmendep’in Kızıldeniz’in güneydeki darboğazı olduğunu ve Kızıldeniz’deki aksamalar nedeniyle ham petrol ve petrol ürünleri akışının 2024’ün ilk aylarında yarıdan fazla düştüğünü belirtmektedir. Göstergeler, deniz tehditlerinin küresel ekonomiyi etkilemesi için boğazın tamamen kapatılmasına gerek olmadığını; güvenlik risklerinin artmasının bile tanker trafiğini azaltmak ve nakliye ile sigorta şirketlerinin hesaplarını değiştirmek için yeterli olduğunu ortaya koymaktadır. (2)

Kızıldeniz’deki aksamalar, özellikle ticari gemilerin ve petrol ile gaz tankerlerinin rotalarını Ümit Burnu’na çevirmek zorunda kalmasıyla mal hareketlerini ve tedarik zincirlerini ciddi risklerle karşı karşıya bırakmış, bu da deniz mesafelerinin ve lojistik maliyetlerin artmasına katkıda bulunmuştur. Bu bağlam, ABD-İsrail’in İran’a yönelik olası bir savaşını veya geniş çaplı bir tırmanışı, krizleri katlayan bir faktör haline getirmektedir. Kızıldeniz halihazırda Husi grubunun saldırılarıyla bağlantılı aksamalardan muzdariptir ve bu durum, Sudan, Somali ve Etiyopya krizleri nedeniyle kırılgan bir durumda olan Afrika Boynuzu ile Süveyş Kanalı’ndaki gemi trafiğine yansımıştır. Dolayısıyla, bölgedeki herhangi bir yeni tırmanış, Afrika Boynuzu’nun bölgesel güvenliğine yeni bir boyut ekleyecektir. (3)

İran’la Çatışmanın Bir Uzantısı Olarak Kızıldeniz ve Babülmendep

İran cephesinin tehlikesi, askeri kapasitesinden ziyade Tahran’ın bölgedeki müttefik ağının doğasında yatmaktadır. İran, Yemen, Irak ve Lübnan’daki gayrinizami (devlet dışı) aktörler aracılığıyla rakiplerine karşı savaşın maliyetini genişletebilir. Coğrafi olarak Babülmendep yakınlarında konuşlanmış olmaları ve Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ndeki gemileri tehdit edebilecek askeri araçlara sahip olmaları nedeniyle Husiler özel bir konuma sahiptir. 2023’ten bu yana yaşanan Kızıldeniz krizi, Husilerin denizi uluslararası bir baskı alanına dönüştürebileceğini kanıtlamıştır. Ticari gemilerin ve petrol tankerlerinin hedef alınması sadece doğrudan maddi kayıplara yol açmakla kalmaz; Kızıldeniz’i yüksek riskli hale getirerek denizcilik şirketlerinin davranışlarını değiştirir, sigorta maliyetlerini yükseltir ve yolculuk sürelerini uzatır. (4)

Askeri çatışmaların kapsamının genişlemesi halinde, Babülmendep, Hürmüz Boğazı’na paralel bir baskı cephesine dönüşebilir. İran, Yemen cephesini harekete geçirmeyi bölgesel ve uluslararası taraflar için savaşın maliyetini artırmanın bir yolu olarak görebilir. Buna karşılık Husiler, tırmanışı bölgesel konumlarını güçlendirmek ve kendilerini sadece Yemen’de yerel bir aktör değil, sınır aşan bir direniş ekseninin parçası olarak göstermek için bir fırsat olarak değerlendirebilir. Ancak bu yaklaşım geniş çaplı riskler taşımaktadır. Babülmendep’teki tırmanış sadece İran’ın rakiplerini etkilemekle kalmaz; aynı zamanda küresel ticareti ve Afrika ekonomilerini de vurur. Dolayısıyla denizin bir baskı kartı olarak kullanılması, sonuçları kontrol edilemeyecek kadar geniş çaplı bir istikrarsızlık faktörüne dönüşebilir. (5)

İran Savaşı’nın Afrika Boynuzu’na Yansımaları

Afrika Boynuzu, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nin güvenliğinden etkilenen coğrafi alanın kalbinde yer aldığı için İran geriliminin yansımalarından en çok etkilenebilecek bölgelerden biridir. Cibuti, Somali, Eritre, Sudan ve Etiyopya gibi ülkeler; limanlar, ticaret, enerji, insani yardımlar veya askeri üsler aracılığıyla deniz koridorlarına farklı derecelerde bağlıdır. (6)

Babülmendep’e olan yakın konumu ve çok sayıda yabancı askeri üsse ev sahipliği yapması nedeniyle Cibuti, etkilenen ülkelerin başında gelmektedir. Bu konum ona büyük bir stratejik önem kazandırmakla birlikte, onu caydırıcılık ve deniz koruma düzenlemelerine dahil olmaya da daha açık hale getirmektedir. Kızıldeniz’deki gerilim arttıkça Cibuti’nin lojistik ve askeri bir merkez olarak önemi artacak ve bununla birlikte daha geniş çaplı bölgesel ve uluslararası bir çatışmada bir odak noktasına dönüşme riski de büyüyecektir. (7)

Somali ise daha kırılgan bir durumla karşı karşıyadır. Devletin zayıflığı, sahil şeridinin uzunluğu, Eş-Şebab örgütünün varlığı ve kaçakçılık ağları; Aden Körfezi ve Kızıldeniz’deki herhangi bir aksamayı katlanmış bir tehdit kaynağına dönüştüren faktörlerdir. Uluslararası deniz kuvvetleri Husilerle mücadele etmek veya Kızıldeniz’deki gemileri korumakla meşgul olursa, Somali kıyılarındaki korsanlık ağlarının yararlanabileceği güvenlik boşlukları ortaya çıkabilir. Uluslararası güçlerin Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı krizleriyle meşgul olmasının korsanlara daha fazla alan açması sebebiyle, Somali korsanlığının geri dönebileceğine dair güncel endişeler şimdiden ortaya çıkmıştır. (8)

Eritre de Babülmendep ve Yemen yakınlarında hassas bir bölgede yer almakta ve Kızıldeniz’de uzun bir sahil şeridine sahip bulunmaktadır. Dış politikası çoğu zaman belirsizlikle nitelendirilse de, coğrafi konumu onu denizdeki herhangi bir güvenlik düzenlemesinde veya bölgesel rekabette var olmaya mecbur kılmaktadır. Etiyopya ise denize kıyısı olmayan bir ülke olmasına rağmen bölgesel limanlara, özellikle de Cibuti limanına büyük ölçüde bağımlıdır. Bu nedenle nakliye, yakıt ve sigorta maliyetlerindeki herhangi bir artış, doğrudan ekonomisine, ticaretine ve gıda güvenliğine yansıyacaktır. (9)

Sudan ise, iç savaş, kurumsal çöküş ve devletin Sudan’ın tüm bölgelerini kontrol etme kapasitesinin azalması nedeniyle son derece hassas ve karmaşık bir vaka sunmaktadır. Bu nedenle Kızıldeniz’deki herhangi bir aksama; ister silah kaçakçılığı, ister yardımların ulaştırılmasındaki zorluklar, isterse gıda, ilaç ve yakıt maliyetlerinin artması yoluyla olsun, Sudan krizinin şiddetlenmesine katkıda bulunabilir. Ayrıca Port Sudan, Kızıldeniz’deki konumu nedeniyle, özellikle savaşın uzaması ve alternatif limanlara veya lojistik merkezlere duyulan ihtiyacın artması halinde bölgesel ve uluslararası güçlerin hesaplarında daha da önem kazanabilir. (10)

ABD-İsrail’in İran’a yönelik olası bir savaşı, krizin Afrika Boynuzu’na sıçraması olarak adlandırılabilecek sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, Afrika Boynuzu’nun bölgesel güvenliğine ilişkin olası bazı senaryoları gözden geçirmekte yarar vardır.

Birinci Senaryo: Gerilimin Kontrol Altına Alınması İran’a yönelik savaşın veya İran’la bağlantılı tırmanışın belirli sınırlar içinde tutularak açık bir bölgesel çatışmaya dönüşmemesi senaryosudur. Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki gerilim devam edebilir, ancak Babülmendep’in fiilen kapatılmasına varılmaz. Aralıklı askeri çatışmalar veya Kızıldeniz’de sınırlı tehditler sürebilir. Bazı denizcilik şirketleri Babülmendep rotasını kullanma konusunda temkinli olmaya devam edebilir, bu da nakliye ve sigorta maliyetlerindeki artış olarak yansır. Afrika Boynuzu için bu bağlam, büyük bir patlama olmadan ekonomik ve güvenlik baskılarının devam etmesi anlamına gelir. Askeri üslerin artan önemi nedeniyle Cibuti etkilenecek, Somali ve Sudan kaçakçılık ve korsanlık risklerinden zarar görecek ancak durum yönetilebilir kalacaktır. Etiyopya ise yüksek nakliye ve enerji maliyetlerinden etkilenmeye devam edecektir. (11)

İkinci Senaryo: Gerilimin Kızıldeniz ve Babülmendep’e Doğru Sınırlı Genişlemesi Bu, en muhtemel senaryodur. İran savaşının veya buna bağlı tırmanışın topyekûn bir savaşa dönüşmeyeceğini, ancak başta Yemen’deki Husi cephesi olmak üzere dolaylı cephelerin harekete geçirilmesini tetikleyeceğini varsayar. Bu durumda Kızıldeniz; gemilere yönelik saldırılar veya tehditler, artan sigorta maliyetleri ve bazı gemilerin Ümit Burnu’na yönlendirilmeye devam etmesi yoluyla sürekli bir baskı alanına dönüşecektir. Bu durum, tarafların çoğu zaman topyekûn bir savaş istemediği, ancak rakiplerinin kafasını karıştırmak için sınırlı baskı araçları kullandığı modern bölgesel çatışmaların doğasını yansıtmaktadır. İran için Husiler üzerinden baskı kurmak, doğrudan bir deniz çatışmasından daha az maliyetli olabilir. Husiler için ise gerginliği tırmandırmak onlara daha büyük bir siyasi ve askeri statü kazandırır ve onları sadece Yemen savaşında bir taraf değil, uluslararası güvenlikte etkili bir aktör haline getirir. Afrika Boynuzu için bu senaryo oldukça etkili olacaktır. Cibuti askeri ve lojistik faaliyetlerde artışa sahne olacak; Somali korsanlığın geri dönüşü veya kaçakçılığın genişlemesi riskleriyle karşı karşıya kalabilecek; Sudan silah ve yardımlar konusunda daha fazla sıkıntı çekebilecek; Eritre askeri hesaplarda daha da önem kazanırken, Etiyopya limanlara bağımlılığı nedeniyle dolaylı bir ekonomik maliyet üstlenecektir. (12)

Üçüncü Senaryo: Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’nda Karmaşık Bir Güvenlik Patlaması Bu senaryo en tehlikeli yolu temsil eder. İran’a yönelik savaşın Körfez, Yemen ve belki de Irak, Suriye ve Lübnan’ı da içine alacak şekilde çok cepheli bir bölgesel çatışmaya dönüşeceğini ve Husilerin gemilere yönelik saldırılarında büyük bir artış olacağını varsayar. Bu durumda Babülmendep açık bir çatışma bölgesine dönüşebilir, deniz trafiği büyük ölçüde azalabilir ve uluslararası/bölgesel güçler arasındaki sürtüşme ihtimalleri artabilir. Senaryonun tehlikesi sadece tek bir tehditle sınırlı kalmayıp; deniz saldırıları, korsanlık, silah kaçakçılığı, silahlı grup faaliyetleri, liman kesintileri, yardım krizleri ve uluslararası askeri rekabet gibi birçok tehdidi aynı anda barındırmasıdır. İşte bu durum onu, güvenlik, ekonomik ve insani faktörlerin birbirinden ayrılması zor bir şekilde iç içe geçtiği bir “karmaşık kriz” senaryosu yapmaktadır. Somali en kırılgan ülke haline gelebilir; özellikle uluslararası devriyelerin etkinliği azalır veya başka görevlerle meşgul olurlarsa, korsanlığın daha güçlü bir şekilde geri dönüşüne sahne olabilir. Sudan, silah kaçakçılığına ve yardımların kesintiye uğramasına karşı daha savunmasız hale gelebilir. Cibuti ise yoğun bir askeri ve lojistik operasyon merkezine dönüşebilir, bu da onun önemini artırır ancak aynı zamanda baskılara maruz kalma derecesini de yükseltir. (13)

Dördüncü Senaryo: Bölgesel Yatışma ve Gerilimin Kademeli Olarak Düşmesi Uluslararası ve bölgesel baskıların İran’la gerilimi kontrol altına almadaki başarısı ile Husilerin seyrüseferi tehdit etme kapasitesini azaltan düzenlemelerin eşzamanlı olarak gerçekleşmesidir. Bu durum dolaylı müzakereler, güvenlik mutabakatları, çatışan taraflar üzerinde uluslararası baskı veya Yemen sürecindeki ilerlemeler yoluyla sağlanabilir. Nakliye şirketleri kademeli olarak Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı’na dönmeye başlayacak, sigorta maliyetleri düşecek ve Afrika limanları üzerindeki baskı azalacaktır. Ayrıca Afrika Boynuzu ülkeleri, nakliye ile enerji fiyatlarının düşmesinden ve yardım hareketlerinin istikrara kavuşmasından fayda sağlayacaktır. Ancak bu senaryo karmaşık faktörlere bağlı olmaya devam etmektedir. Sadece İran ile gerilimi düşürmek yeterli değildir; aynı zamanda Yemen krizi de ele alınmalı, Husilerin Kızıldeniz’i bir baskı kartı olarak kullanma kapasitesi azaltılmalı ve Kızıldeniz’in güvenliği için daha istikrarlı bölgesel düzenlemeler inşa edilmelidir. (14)

Sonuç Durum değerlendirmesi, deniz koridorlarının birbirine bağlı olması ve başta Husiler olmak üzere silahlı aktörlerin rolü nedeniyle İran savaşının etkilerinin Kızıldeniz, Babülmendep ve Afrika Boynuzu’na kadar uzandığını ve sadece Körfez veya Hürmüz Boğazı ile sınırlandırılamayacağını açıkça göstermektedir. Afrika Boynuzu ülkeleri çatışmanın doğrudan bir tarafı olmasa da; siyasi ve güvenlik kırılganlıkları ile limanlara ve deniz ticaretine olan bağımlılıkları, onları yükselen enerji ve nakliye maliyetlerine, seyrüsefer aksaklıklarına, artan askerileşmeye, kaçakçılığa ve korsanlığa karşı son derece hassas hale getirmektedir. Buna göre, en muhtemel senaryo topyekûn bir savaş değil, gerilimin Kızıldeniz’e doğru sınırlı bir şekilde genişlemesidir; ancak bu durum bile bölgeyi kronik bir gerginlik halinde tutmaya yetecektir. Bu nedenle yansımaları kontrol altına almak; Körfez güvenliğini, Yemen krizinin çözümünü, Afrika Boynuzu’nun istikrarını ve Kızıldeniz’de bölgesel işbirliğinin güçlendirilmesini birbirine bağlayan kapsamlı bir yaklaşım gerektirmektedir.

Dipnotlar ve Kaynakça:

[1] Raafat Salah El-Din, “Afrika Boynuzu’nun Jeostratejik Önemi”, Al-Bayan Dergisi, Sayı 378, Kasım 2018, Erişim tarihi: (21 Mart 2026),
https://share.google/qVdqrwIuVfvzhSel5

[2] Celaleddin Muhammed Salih, “Afrika Boynuzu.. Stratejik Önemi ve İç Çatışmaları”, Alukah Ağı, Temmuz 2013, Erişim tarihi: (21 Mart 2026),
https://share.google/wXEOs0iuMDPJNnKdi

[3] Nahla İsam El-Dabs, “Afrika Boynuzu’ndaki Körfez Varlığı”, Arkan Araştırma ve Yayıncılık Merkezi, 2020, s. 5-6.

[4] Raafat Salah El-Din, a.g.e.

[5] “Körfez İçin Stratejik Bir Derinlik Olarak Afrika Boynuzu”, Siyasat Arabiya, Sayı 62, Cilt 11, Mayıs 2023, s. 141.

[6] Celal Muhammed Salih, a.g.e.

[7] Ahmed Ebu Dakka, “Kızıldeniz ve Büyük Güçlerin Konuşlanma Tehlikesi”, Al-Bayan Dergisi, Sayı 383, Mart 2019, Erişim tarihi: (21 Mart 2026),
https://share.google/CaW1UPAuNLcpNDlvV

[8] Ayman Samir, “Kızıldeniz’in Askerileştirilmesi Bölgedeki Çin Nüfuzunu Mu Hedefliyor?”, Gelecek İleri Araştırmalar ve Çalışmalar Merkezi, Mart 2024, Erişim tarihi: (22 Mart 2026),
https://share.google/dIbE8DADEbenr9vBu

[9] A.g.e.

[10] Amira Muhammed Abdulhalim, “Kızıldeniz’deki Askeri Üsler.. Güç Dengelerinin Değişimi”, El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi, Ocak 2018, Erişim tarihi: (22 Mart 2026),
https://share.google/P9Dkm0ii58rAIsmck

[11] Ahmed El-Agbari, “Yemen’de Askeri Üsler Kurulması Savaşın Yayılması ve Kızıldeniz Güvenliği İçin Tehdit Oluşturuyor”, Al-Quds Al-Arabi, Kasım 2025, Erişim tarihi: (23 Mart 2026),
https://share.google/tNLLcGyzISW6Kivsq

[12] Mutez Selame, “Kızıldeniz.. Deniz Koridorunun İstikrarı İçin Jeopolitik ve Güvenlik Kuluçkasının Güçlendirilmesi Şarttır”, El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi, Aralık 2025, Erişim tarihi: (22 Mart 2026),
https://share.google/RF15C4xxmG91kVPEu

[13] Cad el-Büstani – Muhammed el-Seyyid, “Soğuk Savaş Sonrası Dünyada Afrika Boynuzu Üzerindeki Uluslararası ve Bölgesel Çatışma Haritası”, Arap Demokratik Merkezi, Haziran 2021, Erişim tarihi: (23 Mart 2026),
https://share.google/WUUrFvOaj1Yh1fTmn

[14] Adnan Musa, “Afrika Boynuzu’nda Uluslararası Rekabet ve Bölgesel Nüfuz”, Takaddum Politikalar Merkezi, Ekim 2018, Erişim tarihi: (22 Mart 2026),
https://share.google/M5COQSCJAadE0XOpB

كاتب

İlgili Haberler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu